Cinsiyet Eşitliği ve Küresel Kapitalizm

Abdullah Gül, BM'de yaptığı konuşmanın devamında kadınların gücünün artırılmasının da sadece kendi içinde bir hedef olmakla kalmadığını, tüm kalkınma hedefleri açısından merkezi önemde olduğunu belirtti. Kadınların hak ettikleri konumlara gelmesine izin verilmeyen bir toplumda ekonomik ve sosyal kalkınmanın sürdürülebilir bir şekilde başarılamayacağını kaydeden Gül, ''Bugün, 2015 yılına kadar aşırı yoksulluk ve açlığın giderilmesi ve cinsiyet eşitliğinin sağlanması konusunda siyasi irademizi göstermeliyiz. Ancak, kalkınma konusundaki ortaklığımız ve dayanışmamız bu hedeflenen tarihin de ötesinde devam etmelidir" dedi. Bu açıklamalar üzerine Ali Bulaç, www.dünyabülteni.net'te yazdığı yazıda küresel düzeyde ve önümüzdeki yüzyılı içine alacak şekilde bir projenin hayata geçirilmekte olduğunu, bu alanda Türkiye'nin İslam dünyasında öncülük yapma rolünü üstlendiğini belirtti. Ve şunları ifade etti: "BM'nin projesi, sadece şu veya bu faktörün etkisinde mağduriyetlere uğrayan kadının korunmasını öngörmekle kalmıyor, beşeriyetin tarihinde köklü bir dönüşümü öngörüyor. Modern fakihlerimizin bir bölümü de bu projeye destek verdiğine göre, önümüzdeki dönemde bu konu "İslam-içi bir tartışmanın da önemli maddesi" olacaktır. Esasında BM'nin küresel düzeyde bu projeyi hayata geçirebilmesinin önündeki dikkate değer engel, İslam dininin modern Batı telakkisinden farklı bir insan, erkek-kadın ilişkisine sahip olmasıdır. Bu "dini engel" aşılmadıkça küresel kapitalizmin bütün yeryüzü gezegenini düzenleme arzusu gerçekleşemez. Bu açıdan tartışma, kadın sorunu tartışması değildir, beşeriyetin önümüzdeki dönemde kendi tarihini tayin edeceği tutumuyla ilgilidir. Bu konuda son sözü ya modern Batı'nın motivasyonunu sağladığı küresel kapitalizm veya İslam dini söyleyecektir.
Gül, "Kadının güçlendirilmesinin kendi başına bir hedef" olmadığını, "Bütün kalkınma hedeflerinin de merkezinde olan bir hedef" olduğunu söylüyor. Bu, bizim öteden beri, kadının dün veya bugün uğradığı mağduriyetlerin birer meşrulaştırma, bir projeyi rasyonalize etme aracı olarak kullanıldığı yolundaki tezimizi teyid ediyor. İçine girilen mecrada hedeflenen, masumca kadının mağduriyetinin telafi edilmesi değil -ki buna kim karşı çıkabilir-, insanın varlık yapısının dönüştürülmesidir; mağduriyetler ve haksızlıklar kadını ve genel olarak politik-idari karar merkezlerini ikna etmeye dönük birer araç olarak kullanılmaktadırlar.
Güncelden bakıp olup biteni anlamak kolay değildir. Büyük musibetlerin veya iyi yöndeki dönüşümlerin naif de olsa habercileri güncelde içkin olarak gözlerimizin önünde akıp gitmektedir. Müslümanların aklederken mü'min ferasetine sahip olmaları gerektiği izahtan varestedir. "Muhafazakârlar"dan vazgeçtik, ama acaba yaşadıkları ülkede ve dünyada gözlerimizin önünden akıp giden fenomenler konusunda Müslümanlar yeterince feraset sahibi olup basiretle ve hikmetle mi hareket ediyorlar? Acaba en basitinden yeterince aklediyorlar mı? Kadını ve erkeğiyle içine girdiğimiz bu sürecin bizi nereye götüreceğini iyi biliyor muyuz?
Bu soruların cevapları konusunda yeterince emin olamayız. İslamiyet'i muhafazakârlıkla kirletmenin ne büyük bir trajedi olduğunu anlamadan bu soruların cevapları üzerinde düşünemeyiz. Kendilerinin herhangi bir inisiyatife sahip olmadan küresel bir projenin öngördüğü kontrollü değişimi temel politika şeklinde benimseyen muhafazakârların süreci anlamaları neredeyse imkansız gibidir. Muhafazakârlığın kirlettiği Müslümanlar da yazık ki, küresel kapitalizmin kuvvetle estirdiği liberal rüzgarın etkisinde sürüklenip duruyorlar, ellerine tutuşturulmuş görece ve kısmi iktidar nimetiyle avunurken, dünyayı avuçları içine alan imparatorların kendilerini nasıl suistimal ettiğinin farkında bile değiller. Olan beşeriyetin kaderini ilgilendiren köklü bir şeydir."


  • Sayı: 210
  • Sayı: 208
  • Sayı: 208
  • Sayı: 204
  • Sayı: 203
  • Sayı: 202
  • Sayı: 201
  • Sayı: 200
  • Sayı: 196
  • Sayı: 195
  • Sayı: 194
  • Sayı: 193